preload preload preload preload

Kendini İfade Etme İhtiyacının Dayanılmaz Gerekliliği


7th Aralık 2021 Köşe Yazıları 1 Comment

Işıklar içinde uyusun, Gazanfer Özcan oynadığı bir dizide sıkıldığında ya da bir şey ters gittiğinde artık aşina olduğumuz o bildik repliği tekrarlardı: “İçim şişti.”

Sanırım hepimizin zaman zaman içi şişiyor, içinde bir balon varmışta her an patlayacakmış gibi bir hisse neden oluyor. En azında benim hissettiğim bu oluyor.

İçimizdeki balonu patlayacakmış gibi şişiren birçok şeyle karşılaşıyoruz hayatımızda; kimi zaman buna öfkenin de eşlik ettiği…

Balon patlamadan, öfkemiz bize ve çevremize zarar vermeden bundan kurtulmamızın yolu sorunu büyük ölçüde çözmemizden geçiyor ve genellikle de öyle yapıyoruz.

Bazen de çözülecek gibi durmuyor ve ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Bazen ise çözümsüzlüğü kabul ediyor izi kalsa da zihnimizde, onu derinlere itiyoruz.

Bu kadar genelleme somut bir örneği hak ediyor sanırım.

İngilizceyi geliştirmek, biraz da rutin yaşamdan kısa bir mola almak için birkaç aylığına yurt dışına gittim. Oraya ayak bastığımdan itibaren belli belirsiz bir sıkıntı duymaya başladım. Gurbettir, dedim. Yabancı bir çevredir, dedim. Ona yordum. Kırık dökük İngilizcem gündelik hayatı sürdürmeme yetiyordu. İngilizce kursunda da idare edebiliyordum.

Bir gece karabasanla kan ter içinde uyandım. “İngilizce öğretmeni bana bir soru soruyor, ben soruyu doğru dürüst anlayamıyorum, bu bir yana anladığım kadarına yanıt vermeye çalıştığımda bildiğim İngilizce buna yeterli gelmiyor ve derdimi anlatamıyorum.”

İçimdeki sıkıntı, balonu neredeyse patlayacak raddeye kadar şişirmişti. Hiçbir yere sığamıyordum. Sakinleşmem epey bir zaman aldı.

O zaman anladım ki, sıkıntımın nedeni kendimi yeterince ifade edemiyor olmamdı. Karşıyı yeterince anlamamayla da birleşince balon daha da fazla şişiyordu.

Beyin çok çalışkan bir organımız, bildiği dil vasıtasıyla sürekli üretiyor; biriken düşünceler ifadeyle kendine yol bulmak için baskıya başlıyor ve akış yeterli olmayınca de ben de olduğu gibi balon şiştikçe şişiyordu. Bir de buna ifade edilenleri yeterince anlamama eklenince “yandı gülüm keten helva”…

Zaman, mekan ve niyetimin tefekküre davetiye çıkardığı o günlerde, içimde şişen balonların daha öncelerde de olduğunu fark ettim. Bir de bunların çoğunun kendimi yeterince ifade edemediğim ya da karşının beni anlamadığını düşündüğüm anlar olduğunu hayretle keşfettim. Kendi habitatımda yaşadıklarım şiddetli olmadığından, neden, kendini ele vermeden başka şeylerin arkasına saklanıyormuş meğer.

Ne zaman ki bilinçaltını yüzeye çıkaracak bir şiddetle yaşamaya başladım kendimi ifade edebilme ihtiyacımı, birçok şeyin farkına vardım.

Kendini ifade etmenin dayanılmaz gerekliliğini gündelik pratik içinde tüm hücrelerimde hissetmiş oldum.

Göçmen bir ailenin (ülkemizde doğan üçüncü kuşaktan olsam ve dil artık ana dilim olsa da) bireyi olarak o zaman anladım göçmenlerin en büyük sıkıntılarından birinin ana dilleriyle düşünüp başka bir dille kendisini ifade etmeye çalışması ve bir türlü bunu yeterince başaramaması olduklarıydı.  Üstelik de böyle olduğunun farkında bile değiller. İşte tam da bu noktada o anladım kendini yeterince ifade edememenin kronik rahatsızlığının açığa çıkmasıyla huzursuzluğun mutsuzluğun biteviye beslendiğini…

Gündelik pratik bir kez daha öğreticilik görevini; kişinin kendini ifade etme ihtiyacının dayanılmaz gerekliliğini göstererek, yerine getirmiş oldu.

Nedim İnce

Ayvalık / 06. 12. 2021

  • Yorum Yaz

    * Required
    ** Email