“Bir kez daha dost biriktirmenin, arkadaşlığı titizlikle sürdürmenin önemini anladık.
Bir kez daha sevginin gücünü hissettik, sevincini coşkuyla yudumladık.”
Bir önceki yazı yukarıdaki cümlelerle bitmişti, sınıf toplantısını anlatan metinde. Meğer dahası varmış.
Bilen bilir, Mersin’de otuz sene yaşadık. Çocuklarımızı Mersin’de büyüttük, lise sona kadar olan eğitimleri de Mersin’de oldu. Çocuklar büyürken bizi de büyüttüler, olgunlaştırdılar. Kentle kurduğumuz etkileşim de olgunlaşmamıza katkı sundu.
10 sene önce Ayvalık- Altınoluk’a, arkamızda kente hediye ettiğim beş kitabı bırakarak, göç ettik.
Daha sonra dostlarımızı ve kenti bir iki kez ziyaret ettik. Son ziyaretimizin arası değişik nedenlerden dolayı uzadı ve dört seneyi buldu.
Bu özlemi katmerlendirdi, dostlarımıza ve kente duyduğumuz…
Üstelik bu kez yanımızda Deniz’in kitabı, ‘İnsan Dediğin Derya Deniz’ vardı, dostlarla paylaşacağımız.
Sevgili dostumuz Maryet Tanlı, otelde kalmamıza şiddetle karşı çıkarak bize evini açtı. Tarifi mümkünsüz bir ev sahipliği yaptı. Mersin’e ayak bastığımızdan itibaren sevginin gücünü hissetmeye, sevincini yudumlamaya başladık.
Ünü ülke sınırlarını aşıp dünyaya yayılmış can dostumuz ressam Ahmet Yeşil’i atölyesinde ziyaret ettik. Yeni resimlerini gördük. Heyecanla anlattığı yeni projelerini dinledik.
Kentin önemli ressamlarından sevgili dostumuz Veli Mert’in daveti üzerine atölyesine gittik. Çalışmalarını bizzat yerinde gördük. Büyük nezaket göstererek hediye ettiği tabloyu şükranla kabul ettik. Yerelden, ulusala ve evrensele yolculuğuna tanıklık ettik.
Bunun yanı sıra sabahtan başlayan buluşmalarla birçok arkadaşımızla özlem giderdik. Sokakta, caddede, restoranda, parkta karşılaştığımız birçok tanıdıkla kucaklaştık. Eski günleri yad ettik.
Bir dükkandan çıktığımızda, Nedim Bey, siz misiniz diye sormasıyla birlikte boyuma sarılan ve oğlum büyüdü ve evlendi diyen bir dostla birkaç cümle etmenin hemen ardından bir başka dostla hasretle kucaklaştık mesela.
Mesela lokantada servis yapan garson kulağıma eğilip beni ameliyat etmiştiniz Nedim Bey, çok iyiyim, çok teşekkür ederim, dedi.
Mesela taksici dostum, Nedim Bey nereye gidersen götüreyim, diye önümü kesti
Mesela restoranda hesap istediğimizde, sizden de hesap mı alacağız, siz bizim misafirimizsiniz diyen şef dostumuz bizi ağırladı.
Buna benzer birçok örnek yaşadık bir hafta boyunca ve sevginin gücünü hissetmeyi, sevincinin coşkusunu yudumlamayı sürdürdük.
Mersin’in otuz yedi senedir kültür vahası olan, Mersin’in bir kültür ve sanat kenti olmasına büyük katkı sunan İçel Sanat Kulübü de bizi kucakladı.
‘İnsan Dediğin Derya Deniz’ kitabımın tanıtım ve söyleşi etkinliğini düzenledi. Sevgili başkanı Ali Gök, emekçileri sevgili Siren Yılmazer ve Kadir Öncü, modaratör sevgili Kıymet Gökçe, söz alan sevgili Cezmi Koca, Ziya Aykın, Ali Gök, Fatih Alkar, Cemil Günay, Nazmi Bayrı, Bedriye Korkankorkmaz ve salonu dolduran, başka yerlerden sandalye getirilmesine ihtiyaç duyduran dostlarımızla, duygular doruklara ulaştı. Kitabım birçok okuyucuyla buluştu.
Mersin’deyken program yaptığım Kanal33 ve gazeteci arkadaşlarım etkinlikte yer aldılar ve yaptıkları haberlerle gelemeyen dostlarımızın da yaşananlardan haberdar olmasını sağladılar.
Söyleşide bir süre nutkum tutuldu. Adeta gerçeklik duygumu yitirdim. Salonun duygusuna karışabilmek için konuşma metni hazırlamamıştım. Duygu seline kapıldım. Ne dediğimin çok da farkında olmadan söyleşiyi sonlandırdım. Ayaklarımın yere değmesi, bulutların üzerinden yere inmem, rüyadan uyanmam bir hayli zaman aldı.
Mersin’i çok sevdiğimizi, dostlarımızı ilelebet seveceğimizi ve sevmeye devam edeceğimizi bir kez daha anladık; Mersin’den ayrılışımızın bu onuncu senesinde de…
Dostluğun kıymetini pekiştirdik, bir kez daha sevginin gücünü hissettik ve sevincini coşkuyla doyasıya yudumladık.
Nedim İnce
Mersin / 26. 04. 2026






Son yorumlar