preload preload preload preload

Dijitalleşme: Kolaylığa Feda Edilenler


16th Haziran 2026 Köşe Yazıları -

Sosyal medyada “80 yaş üstünün temel hakları nasıl gasp ediliyor.” başlıklı bir iletiye rastladım. Değişik platformlarda karşıma çıkmaya devam ediyor. Yazarına ulaşamadım. Yapay zeka, artık anonim olmuş bir metin diye yanıt verdi, yazanı arayan soruma.

Metin, “80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir. O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.

2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir sürece dönüştü.

Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin. Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor. Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.” cümleleriyle başlıyor ve sekseni aşmış insanların dijitalleşen dünyada yaşadıkları zorlukları bir bir anlatıyor.

Dijitalleşmenin, kurumların kar maksimizasyonuna denk gelmesi, verimliliği arttırması nedeniyle gündelik hayatın hemen her alanında egemenliğini kurmuş olması şaşırtıcı değil.

Gündelik yaşamımızda hemen her şeyi ekranlardan yapmaktayız. O kadar yaygınlaştı ki ekran olmadan (mobil telefon, bilgisayar, bankamatik, sıramatik vb.) bir şeyi yapamaz hale geldik (uzun süre önce okuduğum bir makale gün gelecek çevrimiçi olmayanları hayat dışarı atacak diyordu).

Alışverişler ekrandan ve ekran dışında tek gördüğümüz kişi kargo dağıtıcısı.

Marketten alışveriş sonrası ödemeler için yine bir ekranla boğuşmak zorundasınız. Şu anda uzun kuyruğu göze alarak ödeme yaptığınız kasalar var diyecekseniz de sayılarının her geçen gün azaldığını görüyorsunuz. Tamamen ortadan kalkmaları da uzun zaman almayacak.

Banka işlemleri ekrandan, tek gördüğümüz ekrandaki rakamlar ve yanlış bir şey yaptığımızda karşımıza çıkan uyarı yazıları.

Sağlık kuruluşlarına randevu ekrandan alınıyor, tabii ki kontenjan dolmadan yetişebilirseniz. Randevuyu aldınız, poliklinikte sıramatikte belirecek isminizi takip etmekten çevrenizle birkaç laf etmeye, etrafta ne oluyor diye bakmaya zaman bulamazsınız. Sıranız geldi, ekrana bakan hekim, varsa sekreteri, sizi kısa süre dinledikten sonra, yine ekrana bakarak tetkiklerinizi isteyecek, sonuçlar çıktıktan sonra da ekrana bakarak tanı söylenecek ve elinize reçete yerine rakam ve harflerden oluşan şifrenin olduğu küçük bir kağıt verilecek. Hekim ekrana bakmaktan sizi göremedi, siz de hekimi ekran arkasında ne kadar görebildiyseniz, o kadar gördünüz.

Devlet dairlerinde yüz yüze işlemler nerdeyse bitmek üzere…

İnsanlar yüz binlerce yıldır hikayeler yaratıp anlatarak, hikayeler dinleyerek, birbirleriyle bağlar kurarak oluşturdukları sosyal varlık yapılarıyla bugüne gelebilme başarısını gösterdi. Modern yaşam biçimi ve dijitalleşme yaygınlaştıkça bağlar kopmakta, insanlar atomize olmakta, hikaye anlatma sanatı ve dinleme kapasiteleri düşmekte, zorluklar karşısında kırılganlaşmakta ve sosyal varlık olma özellikleriyle çatışan bu durumda kendileriyle fazla meşgul, daha kaygılı, daha depressif olmaktalar. Bu da psikolojik dayanıklılığı zayıf bir toplumu ortaya çıkarmaktadır.

Yetmişten fazla yaş almış, hayatı kurarak bize kadar taşımış insanlar, yaş almanın getirdiği fiziksel ve sosyal kısıtlılıkların yanı sıra, çok hızla dijitalleşen hayatın da ellerinden kayıp gitmesi sonucunda iyice yaşamın dışında kalmakta, yalnızlaşmaktalar.

Yalnızlıkları iyice perçinlenirken, ömürlerinin son demlerini başkalarından yardım almadan geçirememekte; yaşadıkları yetersizlik duyguları derinleşirken, kendilik değerleri dip yapmakta, zaten pusuya yatmış depresyonun ağına düşmekteler.

Hayatına bugüne kadar insan sıcaklığıyla devam etmiş bu insanlar dijitalleşmenin soğuttuğu bu sosyal iklimde herkesten çok daha fazla üşümekteler.

Bakarsınız bir gün bunun farkına varan insan sayısı artar, artmakla kalmayıp dijitalleşmeyi insanileştirecek bir duruma sokacak çözümler üretirler.

Ve, başta yaş almışlar olmak üzere tüm insanların insan sıcaklığı ile tekrar içi ısınır.

Olur, mu dersiniz?

Neden olmasın?!

Nedim İnce

Ayvalık/ 13. 06. 2026