preload preload preload preload

Yoğunlaştırılmış Tüketim Alanları


18th Ekim 2011 Köşe Yazıları 0 Comments

Bir önceki yazıda yaşadıklarımızın bir kısmını ‘toplumsal otizm’ adı altında kavramsallaştırma çabası içinde olmuştum.
Kavramın anlaşılmasını kolaylaştıracak bir yazı geçti elime. Çağdaş İnce’nin bir süre önce kaleme aldığı bu yazıyı; başlığını da aynen koruyarak sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Alışveriş merkezleri; tüketimin toplumunun yeni nesil kaleleri… Geniş yapıları, spot ışıklarla donatılmış ortamları, giriş güvenlik kontrolleri ile insan kendini evinden bile daha güvende hissediyor. İçeride kimseden korkmaya gerek yok, çünkü herkes sizin profilinize yakın bir tüketici. Sizi eleştiren insanlar zaten buraya gelmezler, rahat olun. Tüketmenin mutluluğunu, umursamaz bir ruh haliyle yaşamanın tadını çıkarın.
İlk olarak süper marketlerle ortaya çıktı bu yoğunlaştırılmış alışveriş mekânı anlayışı. Bakkalı, manavı, kasabı, balıkçıyı, pastaneyi bir araya getiriyordu bu yapılar. Artık hepsi için ayrı dükkânlara gidip uğraşmaya gerek yoktu. İlk başlarda bunu bir kolaylık, rahatlık olarak gördük. Arabamızı süper marketin otoparkına park edip bir çırpıda bütün ihtiyaçlarımızı gideriyorduk. Bir süre sonra bizim bakkallarımız, manavlarımız bu rekabete dayanamayıp kepenk kapatmaya başladılar. Onlar, kısa da olsa her alışverişimizde sohbet ettiğimiz, hal hatır sorduğumuz Ahmet amcalar, Mehmet ağabeylerdi. Artık çok büyük bir kısmı yok. Bunu da sindirdik diyelim bir şekilde içimize. Bir iki basit ihtiyacımızı karşılamak için girdiğimiz süper marketlerden iki alışveriş arabası dolusu malzemeyle çıktığımız zamanlar oldu. Yine uslanmadık sanırım.
Yoğunlaştırılmış tüketim alanı anlayışının en yeni ve en gelişmiş örneği günümüzde alışveriş merkezleri. Aslında her açılan yeni alışveriş merkezi ülkemize bir uyarı niteliğinde. Tüketim potansiyelimiz o kadar yüksek ki 5 alışveriş merkezi yetersiz kalıyor, 6. inşa ediliyor. Fakat bu merkezler yükselen potansiyelin ihtiyacını karşılamak için yapılıyorlar, bunun ne gibi bir zararı olabilir diyebilirsiniz. Reklamlar ve medyanın yanı sıra bu potansiyeli arttıran perde arkasındaki oluşumlar alışveriş merkezleri. Her şeyin her an elinizin altında olduğu, en uzak yerin 2 dakika mesafede olduğu cennetler. Tabi bizim cennetimizde farklı olarak kredi kartlarının limitleri var (her ne kadar çok kaale alınmasa da). Yine de bu bizlere bir engel teşkil etmiyor. Gördüğümüz her şeye sahip olmak istiyoruz ve ne güzel ki her şey bir binanın içinde toplanabiliyor artık. Bildiğim kadarıyla İstanbul’da şu an itibariyle 13 adet büyük alışveriş merkezi var. Ama gerisi de kesin gelecek. Ne kadar çok YTA (yoğunlaştırılmış tüketim alanı) o kadar mutlu bir toplum. Ya da o kendi neslinin ve dünyanın geleceğini, refahını düşünmeyen bir toplum mu demeliyiz?
Tüm dünya ABD’nin tükettiği oranda bir tüketim yaptığı zaman doğal kaynaklar 4–5 sene içerisinde tamamen bitiyor. Bu nedenle ABD tüm dünyaya açıklama yapıyor, “Aman bize özenmeyin, bizim kadar tüketmeyin. Mümkünse bizim %60ımız obez iken siz açlıktan telef olmaya devam…”. Ülke olarak ABD kadar tüketemiyoruz çünkü ekonomik potansiyelimiz buna uygun değil. Tabi bu, uygun koşullar sağlandığında bir küçük ABD olmayacağımız anlamına gelmiyor. Önemli olan tüketim çılgınlığına alet olmamak ve ona karşı objektif bir bakış açısı yakalayabilmek. Ancak o vakit tükettiğimiz kadar mutlu olmadığımızı anlayabiliriz.”
Çağdaş İnce’nin de söz ettiği gibi mutluluğun tüketerek değil de üreterek, paylaşarak ve dayanışarak elde edeceğimizi anladığımızda; bu davranışların yeşerebileceği, gelişip yerleşebileceği bir toplumsal düzen kurabildiğimizde…
Her şey daha güzel olacak…
Ve bir gün mutlaka…

Dr. Nedim İnce
Mersin / 17. 10. 2011

  • Yorum Yaz

    * Required
    ** Email