Çağdaş Bayraktar’ın, Çukurova Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim üyesi Dr. Burak Öztornacı’nın görüşlerini haberin merkezine koyduğu, Cumhuriyet Gazetesi’nde 22 Mart tarihinde çıkan haberin başlığıdır, aynı zamanda yazının başlığı olan…
Haber “Kimyasal ağırlıklı tarım pratiklerinin toprakta yaptığı tahribat, iklim krizi, gelir adaletsizliği ve savaşlar; tarımda daha bütünleşik, planlı, doğa ve halk dostu tarımcılığı zorunlu kılıyor.” tespitiyle başlıyor. Ancak bu şekilde davranırsak kıtlık ve açlık riskini azaltabileceğimizi ifade ederek sözü Dr. Burak Öztornacı’ya bırakıyor.
Öztornacı, “Sürdürülebilir tarımın yalnızca toprağın kimyasını korumak ve ekolojik dengeyi korur gibi yapmaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda toprağı işleyenin emeğini sömürmeden, mülkiyet ilişkilerini kökten değiştirerek, doğayı bir meta olarak görmeden yaşamın kaynağını yeniden tanımlayabiliriz.” demekte.
Ardından, “Üretici güçlerin doğayla uyumlu bir şekilde kar hırsı gütmeden tarımsal üretim yapması, toprağın, suyun, tohumun üzerindeki özel mülkiyet prangasının kırılıp atılması gerekir.” Önermesinde bulunmaktadır.
“Toprağın büyük şirketlerin, büyük holdinglerin, rant peşinde koşan kimi şahısların elinde giderek artan bir meta haline dönüşmesi ortamında tarımın sürdürülebilirliğinden söz edilemez.” İfadeleriyle Öztornacı’nın özel mülkiyet prangasından kastettiğinin endüstriyel tarım yapan ulusal ve ulusötesi büyük şirketler olduğunu anlıyoruz.
Bu görüşünü de; “Sürdürülebilir tarımsal üretimin bir avuç büyük çiftçinin ve şirketleşmiş büyük sermayedarların yönlendirmesiyle, piyasa tekelleşmesiyle sağlanabileceğini düşünmek; konunun sosyolojik ve ekolojik boyutunu görmezden gelmek anlamını taşır.” İfadesiyle pekiştirerek, bu koşullarda tarımsal üretimin sürdürülebilir olamayacağını ileri sürmektedir.
Toprağın meta olarak görülmediği, tarımsal üretimde karın ön plana alınmadığı, sürdürülebilir tarımsal üretim önerilerini de sıralamaktadır Dr. Öztornacı: “Üreticilerin örgütlü bir şekilde bir arada hareket etmesi ve merkezi bir planlama ile kooperatifleşmesi, sürdürülebilir bir ekonomi ile sürdürülebilir bir ekolojinin bir arada olmasını sağlar. Tarımda sürdürülebilirlik sadece ekolojik bir yaklaşımla değil ekonomik bir yaklaşımla da olmalıdır.”
Dr. Öztornacı, sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği için gerekli olduğunu düşündüğü tarımda tam bağımsızlık anlayışını şu şekilde ifade etmektedir: “Tarım, gıda güvenliğinde tam bağısızlık demek, kendi tohumunu üretebilen, yeri geldiğinde kendi kimyasal ve organik gübresini üretebilen, kendi kimyasal ve biyolojik ilaçlarını, genel olarak tarımsal girdisini üretebilen bir ülke olmak demektir. Bunu hedefine koyan ve bu hedefe ulaşan ülke olmak demektir. O yüzden sürdürülebilir tarım topyekûn bir toplumsal dönüşüm projesi olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda tarımsal üretime ve sürdürülebilirliliğe en doğru yaklaşım, halkçı-cumhuriyetçi yaklaşım, bütünlüklü, genelden özele giden bir yaklaşımla olabilir. Çünkü toprağın sömürülmediği, çiftçinin emeğinin çalınmadığı, doğanın metalaştırılmadığı bir düzen kurmak sürdürülebilirliğin tek olası yoludur.”
İklim krizi, tatlı su krizi, insan ve doğanın aşırı sömürülmesi krizi, savaşlar her geçen gün tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini zora sokmakta, yoksulların kapısını aralayan açlığın tüm topluma yayılma riski her geçen gün artmaktadır. Bu ortamda Çağdaş Bayraktar’ın Dr. Burak Öztoruncu ile Cumhuriyet Gazetesi’nde yaptığı haberi yazı konusu etmeyi bir görev bildim.
Tarımsal üretimde sürdürülebilirlik ve verimlilik açısından yapılan birçok bilimsel çalışmanın sonucu küçük çiftçi tarımına çıkmaktadır. Küçük çiftçiler tarımsal üretimde öncelikle kendisinin ve yakın çevresinin gıda güvenliğini güvenceye almaktadır.
Küçük çiftçilerin, Dr. Öztoruncu’nun da belirttiği gibi kooperatiflerde örgütlenmeleri, bunu devletin teşvik etmesi ve desteklemesi çok önemlidir. Küçük çiftçiler bu şekilde tarımsal girdilerini daha ucuz ve sağlıklı bir şekilde elde edebilecekler, daha planlı, verimli ve çeşitlilikte üretim yapabileceklerdir. Bunun yanı sıra ürettiklerini tüketiciye ulaştırmaları kolaylaşacak hepimiz daha ucuz ve sağlıklı gıdaya kavuşurken, yaptığı çiftçilikle köyünde, kasabasında karnını doyuran, hayatını doyumlu bir şekilde sürdüren çiftçiler de köyünü, kasabasını terk etmeyecek, kentlerin sağlıksız büyümesi de sona erecektir.
Açlık kapıda…
Zaman daralıyor…
Nedim İnce
Ayvalık / 25. 03. 2026






Son yorumlar