preload preload preload preload

Ne Bir Korna Sesi Ne Bir Selektör


9th Ağustos 2026 Köşe Yazıları -

Gezimizin son etabını Danimarka’nın kuzey ve batısını gezmek üzere planlamıştı sevgili Jens. İsveç’ten Göteborg üzerinden feribotla Danimarka’nın küçük ve sevimli liman kenti Frederikshavn’a geçtik. Kent liman ve tersane etrafına kurulmuş. Yaklaşık iki kilometre uzunluğundaki bir caddenin iki tarafına konuşlanmış ev, iş yeri ve otellerden oluşan şehir, sakinliği arayanlar için bir cennet sayılır. Akşam yemeğinden sonra bir saatlik gezinti kentin hemen her yerine gitmeye yetti. Limana yakın bir barda biraz dinlendikten sonra ertesi gün başlayacak gezimize hazır olmak için otelimize döndük.

Sabah kahvaltısından sonra Danimarka’nın en kuzey ucuna Grenen’e doğru yola koyulduk. Grenen burnuDanimarka‘nın Skagen Odde Yarımadası’nda yer alan Danimarka’nın en kuzey noktasıdır. Burnun diğer bir özelliği de iki denizin birleştiği bir konumda olmasıdır. Baltık Denizi’nin uzantısı Kattegat Denizi ile Kuzey Denizi’nin uzantısı Skagerrak Denizi Grenen burnu etrafında buluşurlar.

Burası kuzey rüzgarlarının sert estiği dalgaların kumsalları sertçe okşadığı bir bölge olmasına rağmen şansımıza hava açık ve sakindi. Burnun etrafında Almanlardan kalma Bunkerlerin arasından geçerek kumsala ulaştık. Uzunca bir yürüyüşten sonra en uca vardık. Yaz ayının en güzel günlerinden biri olması nedeniyle ziyaretçi sayısı fazlaydı ve birçoğu ayakkabılarını çıkararak, deniz içinde bir süre çok sığ olarak devam eden burunun, deniz içinden de ucuna kadar yürüyorlar, iki denizin buluşmasına bedenleriyle de tanıklık ediyorlardı.   

Grenen’de fazla oyalanmadan tekrar yola çıktık. Bu kez hedefimiz Danimarka’daki bir çöldü. Bu geniş kumluk alanın etrafı çalılar, bitkiler ve ormanlarla çevrelenip barikat oluşturularak ülke içine doğru yayılması engellenmiş.  Rabjerg Mile bölgesindeki bu kum tepelerinin en yükseğine tırmanıp etrafı seyrettik.Çöl filmi çekilebilecek büyüklükte olan kumul alandan ayrılıp arabayı sürmeye devam ettik.

Yollar genellikle gidiş gelişliydi ve tatil ayları olmasına rağmen çok yoğun değildi. Yine trafik levhaları çok yardımcıydı ve hız 60 ile 80 km/saat arasında değiştiği için araba kullanmak yormuyordu. Navigasyon bizi bir plaja çıkardı. Yol bitmişti. Oldukça geniş bir bantta ucu bucağı görülmeyen Saltum Plajı’na gelmiştik. Arabayı sağa çekip durdum. Jens, ‘Blokhus’a plajdan devam, kumda yürüdün, şimdi kumda araba sürme zamanı’ dedi.  Gerçekten de birçok araç plajda sağa sola doğru devam ediyordu. Olabildiğince tekerlek izlerini takip ederek ve batmadan bu yol biter mi, sorusunu zihnimde dolaştırarak sürmeye başladım. Tabii ki arabayı kuma sapladım ve çevreden yardımla kurtulmayı başardık. Zaten az yolumuz kalmıştı, bir daha kuma saplanmadan plajdan Blokhus’un merkezine çıktık.

Blokhus ülkenin kuzeybatısında yer alan küçük bir kasaba, kış nüfusu bin civarındayken yaz aylarında bir milyonu aşan sayıda turiste ev sahipliği yapıyormuş. Anlayacağınız tam anlamıyla turistik bir belde. Plajın genişlemesi, kum tepelerinin ülke içlerine doğu göç etmesi, tepelere dikilen çalı ve bodur ağaçlarla, ekilen derin köklü bitkilerle engellenmiş. Bu tepeler arasından açılan yollarla sahile inilebiliyor. Blokhus’un her yanı oteller, günlük kiralık evler, lokantalar ve alışveriş mağazalarıyla dolu. Otel rezervasyonunda sorun çıktı, canımız sıkılmaya başlamışken bize üç yatak odalı bir ev önerdiler ve sıkıntımız sevince dönüştü. Ev eski ama içi modernize edilmiş, şık, ferah ve çok temizdi. Yerleştik. Ardından küçük bir çevremizi tanıyalım turu yapıp akşam yemeğinin restoranını saptadık. Akşam yemeğinde yöresel bir balık yedik. Porsiyonlar tıka basa doyuracak kadar büyüktü.

Sonra şaraplarımızı alıp kumsala indik. Kum tepesinin yamacına tırmanıp yerleştik. Danimarka’da gün batımının en güzel olduğu bölgelerinden birindeydik ve mevsim nedeniyle bir hayli uzun sürecek olan gün batımını izlemeye koyulduk. Severim gün batımlarını ama bu başka bir güzeldi. Köy merkezinde kurulan sahnede yaz aylarında sürekli konserler olurmuş. Bize bir rock konseri denk geldi. Evimizin bahçesinden konseri de dinledik.

Ertesi gün daha güneye indik. Kısa bir feribot yolculuğundan sonra Vederso Klit’e vardık. Vederso Klit, Danimarka’nın batı kıyısında, Kuzey Denizi kenarında yer alan tarihi evleri ve doğal güzellikleriyle bilinen sakin bir tatil beldesiydi. Kum tepesinin arkasındaki bölgede bir çok tarihi yazlık bina yer alıyordu. Binaların etrafı tamamen doğal haline bırakılmıştı. Biraz daha içerde normal yerleşim yeri vardı. Kum tepesini yürüyerek aşıp plaja vardık. Havlularımızı serip güneşin tadını çıkardık. Denize girenleri seyrettik. Dinlendik.

Ardından konaklayacağımız otelin bulunduğu Ringkobing kasabasına geçtik. Artık kıyıdan uzaklaşmıştık. Ülke ortalarında yer alan yaklaşık on bin nüfuslu bir kentteydik. Bu küçük kasabada iki sürprizle karşılaştık. Şehir merkezinde dolaşırken kulağımıza Türk Sanat Müziği çalındı. Müzik bir pizzacıdan geliyordu. Sahibiyle tanıştık. Iraklı bir Türkmen’di. İşinden, çocuklarından söz etti. Danimarka’da yaşamaktan çok mutluydu. Akşam yemeğini kent meydanı kenarında yer alan otelimizin restoranının dış kısmında yedik. Yemeğe başlamadan önce özel üniformalı orta yaş üzeri iki erkek geldi. Üniformaları ve ellerinden tuttukları aparatlardan elektrik öncesi sokak fenerlerini yakan ve söndüren insanları temsil ettiklerini düşünürken, otel kapısında her ikisi hep bir ağızdan neşe içinde mesleki şarkılarını söylemeye başlamışlardı bile. Neşeleri bize de bulaştı. Restoranda bir süre dinlendikten sonra kent sakinlerinin eşliğinde kenti dolaşmaya ve bazı binaların önlerinde şarklılarını söylemeye devam ettiler. Yaz aylarında zaman zaman tekrarlanan bir gösteriymiş. Sabah kahvaltısında da şanslıydık. Kent meydanında gerçekleştirilen halka açık sihirbazlık gösterisini izleyerek kahvaltımızı yaptık.

Artık dönüş zamanıydı. Yola koyulduk. Arhus’tan, üç saate yakın sürecek olan feribot yolculuğu için feribota bindik ve Odden’e vardık. Ardından rahat bir sürüşle geziye çıkış noktamız olan Zümrüt ve Jens’in evinin bulunduğu Fredensborg’a ulaştık. Gezimiz sıkıntısız sona ermişti; biraz yorgun ama çok mutlu bir şekilde…

Teşekkürler Jens, önerin ve planlamanla bu harika geziyi bize yaşattığın için…

Teşekkürler Zümrüt ve Jens eşsiz ev sahipliğiniz için…

Ve teşekkürler iki bin kilometreye yaklaşan araba sürüşümde bir kez bile korna ya da selektörle bizi rahatsız etmeyen kuzeyli güzel insanlar…

Nedim İnce

08. 08. 2026 / Altınoluk