İnsanın sevdiği bir dostu üzerine yazması belirli bir gerginlik oluşturuyor hele bu kişi kentine, ülkesine ve dünyaya mal olmuş bir ressam, eşsiz bir sanatçı ise…
1954 yılında Yeşil ailesi bir mutluluğu daha yaşıyordu; Ahmet ismini verdikleri bir çocukları dünyaya merhaba diyordu.
Ahmet, çocukların eve sadece karnını doyurmak ve uyumak için gittikleri bir dönemde yaşadı çocukluğunu: Portakal bahçelerinde, sokaklarda, kendi yaptıkları oyuncaklarla oyunlar oynayarak…
İlk ve ortaokulda ele avuca sığmaz bir afacan olmuştu. Zekâsı ve çalışkanlığı başarılı bir öğrenci olmasını sağlarken, bitmek bilmeyen enerjisi ile oyunlarda en çok aranan kişi oluyordu.
Komşusu ressam amcanın atölyesinde geçirdiği zamanlarda bir özelliği daha ortaya çıkmaya başlamıştı: akıl ve sezgiyle bezenmiş resim yapma yeteneği.
Bu yeteneğinin farkında olan resim öğretmeni büyük bir çaba ile onu güzel sanatlara, resme yönlendirmeye çalışıyordu.
Ancak Ahmet bitmek bilmez enerjisi, çalışkanlığı ile başka düşlerin peşine takılıyordu. Tıp fakültesini bitirip doktor olacak ve dünyanın dört bir yanında karnını doyuracak bu meslek ile dur durak bilmeden yeryüzünde ayak basmadık yer bırakmayacak ve de sonsuz merakının peşinde dolaşıp duracaktı.
Lise yıllarında bir gün halsizlik kırgınlıkla gribal bir hastalık geçirmeye başladı. Ne zaman geçecek diye beklerken onu oradan oraya büyük bir iştahla taşıyan bacaklarının tutmaz olduğunu gördü dehşetle.
Mersin’deki doktorlar onu Ankara’ya yönlendirdi. Hacettepe büyük bir tıp fakültesiydi, hastalığına çare bulacaklardı. Günler günleri kovaladı ve hastalığı onu terk etti ancak bacaklarının hareket yeteneğini beraberinde götürerek…
Her şeyin bittiğini düşündüğü anlarda hayat onu yaşama çekecek bir ip attı: bu resimdi.
Artık tedaviden arta kalan tüm zamanını tuval başında geçirmeye başladı. Bu ona sonsuz bir özgürlük duygusuyla birlikte kendini ifade etme olanağı sundu. Artık düşlerini resimlerle gerçekleştirebiliyor, resimler onu gitmek istediği her yere götürebiliyordu.
“(..)Dediğim gibi müdahaleci tavrımın esas hedefi yaşam. Varlığın yaşam karşısında direncini vurgulayan naif tavır. İçimdeki çocukla ilişkim hiç bitmedi. Yaşamda bazı acılara hazırlıksız yakalandım. Ama bilemiyorum işte, resmi bir zaman ve mekân algısı halinde her şeyin karşısına koydum. Ve yeni sorulara, sorunlara…” diyerek resmin yaşamındaki yerini özetliyordu.
Ve ekliyordu:” Sanatçı doğayla, nesneyle, gündelik ritmin kurucu öğeleriyle ve nesneleştirdiği “ben”iyle ilişkisini, yapıtları üzerinden söylemeye çalışır. Yadsınan, olumlanan, sorgulanan, anlamlandırılan yeryüzü olanca karmaşası, hızı ve değişimi içinde aslında bir olanaktır. Ressamın malzemeyi en olmaza doğru zorlamasının berisinde, bu olanağı “söze” dönüştürme sancısı yatar. Bu sancıyla ressam, ulaştığı ifadeyi sürekli sorgular, dönüştürür, kırar ve aşar.”
Hayatın yaşamın içine çektiği ip, halat oldu ve resimlerin başlangıcında ifade nesnesi iken sonra da kendisi oldu.
“(..)Daha açık anlatmam gerekirse: halatın nesnel kimliği üzerinden, sanatsal objeye dönüşen ip, halat kendi ritmi ve yaşamın ritmiyle beraber yaratığı kozmos plastik bir dile dönüşürken sanatıma da özgün bir kimlik kazandırıyor. Yaşamda da her anın, sanatçının sezgisiyle görme biçimiyle, halatın ritmik kıvrımlarıyla yaşamın ritmi arasındaki ilişkiye göndermelerdir. Halatın ritmik kıvrımları üzerine düşen renk ışık, açık koyu değerlerin bize ait olanın yansımalarıdır. Yaşama ait sosyal, toplumsal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kişisel yaşamın her boyutunun halatın nesnel yapısı üzerinden plastik, estetik değerlerini en üst düzeyde sanat yapıtına dönüştürmeye sanat anlayışımla ifade etmeye çalışıyorum. Plastik anlatım dilini yakaladığım ip, halat nesnel tanımından sıyrılarak kendi sözünü kurmaya başladı. Resmimdeki her olgunun yaşamımda bir karşılığı vardır.”
2000’e yakın çalışması yurtiçi ve yurtdışındaki koleksiyonlarda bulunan Ahmet Yeşil artık Çin’den ABD’ye, dünyanın dört bir yanına sergileri ve eserleri ile birlikte yolculuk yapmakta, yeryüzünü dolaşmak olan gençlik hayalini de yaşama geçirebilmektedir.
Mersin’de kendini güvende hissettiği sıcacık aile yumağına eklemlenen dost çevresinin oluşturduğu ortamdan başlayan yerelden evrensele giden yolculuğunu büyük bir kararlılık sürdürmektedir.
Son sergisi “Görsel Dokunuşlar”ı anlatırken; “Bu adlandırma, gözün ve aklın sonsuz ifade gücüne bir göndermedir.” diyen Ahmet Yeşil bu sonsuz ifade gücü ile harika eserler vererek başta Mersinde yaşayanlar olmak üzere tüm dünya insanlarıyla paylaşmayı sürdürmektedir.
Dr. Nedim İnce
Mersin / 15. 01. 2013






Son yorumlar